28 Eylül 2007 Cuma

112.İHLAS

4/ve hiçbir şey O’na denk tutulamaz!1

1Karş. 89:3, not 2 ve sure 19, not 77. Allah’ın her bakımdan tek ve benzersiz olduğu, bir başlangıcının ve sonunun olmadığı gerçeği, “Hiçbir şey O’na denk tutulamaz” ifadesinde mantıki karşılığını bulmaktadır. Böylece, O’nu tasvir etme ve tanımlama ihtimallerini de saf dışı bırakmaktadır. (6:100’ün son cümlesi ile ilgili not 88’e bakınız.) Sonuç olarak, O’nun varlığının mahiyeti, insan kavrayışının yahut tahayyülünün sınırları dışındadır. Bu gerçek, Allah’ı mecazi temsiller veya soyut semboller aracılığıyla “tarif etme” teşebbüslerinin, neden hakikatin inkarı ile eşit görüldüğünü açıklamaktadır.

42. ŞURA

11/O’dur gökleri ve yeri yoktan var eden. O, nasıl ki hayvanlar arasında eşler bulunmasını irade etmişse, size de kendi cinsinizden1 eşler vermiştir ve sizi böylece çoğaltıp durmaktadır. Ama, hiçbir şey O’na benzemez ve yalnız O’dur her şeyi işiten, her şeyi gören.2

1Bkz. 16:72, not 81.
2 İlahi irade eseri olan cinsiyete ve tabiattaki canlıların –insan ve hayvanların- tümünde aşikar olan çokluk ve iki kutupluluğa işaret eden önceki ifadenin amacı, Allah’ın birliğine ve mutlak eşsizliğine ilişkin yukarıdaki ifadeyi vurgulamaktır. “Hiçbir şey O’na benzemez” ifadesi, O’nun mevcut olan veya olabilecek her şeyden, yahut insanların düşünebileceği, hayal edebileceği veya tanımlayabileceği şeylerden köklü bir “farklılık” –yalnız sıfatlardaki farklılık değil- taşıdığına işaret eder (Bkz. 6:100, not 88.) ve “hiçbir şey O’na denk tutulamaz” (112:4) olduğundan, O’nun, başka her şeyden “nasıl bir farklılık” gösterdiği bile beşeri düşünce kategorilerini aşan bir konudur.

26 Eylül 2007 Çarşamba

23. MÜ'MİNUN

91/ Allah asla çocuk edinmemiştir;1 ne de O’nunla beraber başka bir tanrı vardır! Çünkü, eğer başka her hangi bir tanrı olsaydı, her tanrı kendi yarattığı alemi kendinden yana çeker2 ve şüphesiz, her biri diğerine baskın çıkmaya çalışırdı! Sınırsız kudret ve yüceliğiyle Allah, onların tasavvur ve tanımlama yoluyla yakıştırdıkları şeylerden mutlak olarak uzaktır!3


1 Meleklerin “Allah’ın kızları” olduğu yolundaki İslam öncesi Arap inancıyla ve Hz. İsa’nın “Allah’ın oğlu” olduğu yolundaki Hıristiyan dogmasıyla ilgili olan bu atıf, bir önceki notta açıklanan “yalanı tercih ediyorlar” ifadesiyle bağlantılıdır.
2 Klasik müfessirlerin le-zehebe bi-ma haleka (lafzen, “yarattıkları şeyi/şeyleri çeker götürürlerdi”) ibaresine verdikleri anlam bu yöndedir; ve bu, şu demektir: bu farazi durumda, her tanrı sadece kendi yarattığı alemle ilgilenir, yalnızca onu kayırır ve böylece, çok geçmeden, bütün bir kainat mutlak bir karışıklık içine yuvarlanır giderdi.
3 Bkz. 6:100, not 88.

24 Eylül 2007 Pazartesi

21. ENBİYA

22/ Oysa anlamıyorlar ki, göklerde ve yerde1 Allah’tan başka tanrılar olsaydı, bu iki alem de kargaşalık içinde yıkılıp giderdi! Bunun içindir ki, o mutlak hükümranlık tahtının2 Efendisi, o sınırsız kudret ve yücelik sahibi Allah, insanların tanımlama ve tasvir yoluyla Kendisine yakıştırdığı her şeyin ötesinde, her şeyin üstündedir!3

1 Lafzen, “bu ikisinde/ bu iki alemde”: 19. ayetin ilk cümleciğine ilişkin bir atıf.
2 Lafzen, “kudret ve egemenlik tahtının Rabbi/Sahibi”. (‘Arş teriminin bu anlamı için bkz.7:54, not 43)
3 karş. 18. ayetin son cümlesi ve ilgili 22. not; ayrıca 6:100 hakkında 88. not.

6.EN'AM

100/ Ama bazıları, bütün görünmez varlık türlerine1 Allah’ın yanında O’na denk bir yer yakıştırmaya başladılar; halbuki onların tümünü yaratan O’dur. Ve cehaletleri yüzünden O’na oğullar ve kızlar isnat ettiler.2 O, sonsuz ihtişam sahibidir ve insanların her türlü tasavvur ve tahayyülünü aşan bir yüceliğe sahiptir.3

1 Cinn çoğul ismi (yaygın ama yanlış bir şekilde “cinler”i veya “kötü ruhlar”ı gösterdiği varsayılır) cenne fiilinden türetilmiştir. (“o gizli idi” veya “gizlendi” yahut “gözlerden saklandı”) Bu nedenle, gecenin görmeyi engelleyen karanlığı cinn olarak adlandırılır. (Cevheri) Arap filologlarına göre cinn terimi, öncelikle “insan duyularının dışındaki varlıklar”ı gösterir (Kamus, Lisanu’l-Arab, Rağıb) ve bu nedenle görünmeyen varlıkların veya güçlerin her türüne teşmil edilebilir. Bu terimin ve daha geniş sonuçlarının tartışılması için bkz. Ek III.
2 Lafzen, “hiçbir bilgi (sahibi) olmadan, O’nun için oğullar ve kızlar uydurdular” yahut, “haksız şekilde atfettiler”. Melekleri “Allah’ın kızları” olarak gören İslam öncesi Arapların inançlarına ve Hz. İsa’yı “Allah’ın oğlu” olarak gören Hıristiyanlık doktrinine bir atıf. Ayrıca bkz. 19:92 ve ilgili not 77.
3 Yani O, bütün kusurlardan ve çocuk sahibi olma kavramının ima ettiği her türlü yetersizlikten kesinlikle münezzehtir. “Tasavvur” kavramının kendisi, bir nesnenin başka nesnelerle karşılaştırılması veya arada paralellikler kurulması ihtimalini ifade eder. Ancak Allah benzersizdir, “Hiçbir şey O’na benzemez” (42:11) ve bu nedenle “hiçbir şey O’na denk tutulamaz” (112:4).
Bunun sonucu olarak, O’nu veya O’nun “vasıflarını” tanımlamaya yönelik bütün teşebbüsler, mantıki bir imkansızlık ile karşı karşıya bulunurlar ve ahlaken/manen ise günah sayılırlar. O’nun tanımlanamazlığı gerçeği, Kur’anda zikredilen Allah’ın “sıfatları”nın O’nun gerçekliğini sınırlamadığını, ama tersine, O’nun faaliyetinin Kendi yarattığı evren üzerindeki kavranabilir/görülebilir etkilerini gösterdiğini açıkça ortaya koyar.

16.NAHL

74/Öyleyse, sakın Allah’la başkaları arasında herhangi bir benzerlik kurmaya kalkmayın!1

1 Yani, Allah’ı başka herhangi bir şeyle ya da kimseyle kıyaslayarak, yahut O’nu, öyle olur olmaz kavramlarla tanımlamaya çalışarak O’na karşı saygısızlıkta bulunmayın. Çünkü, her tanımlama, son tahlilde, başka nesne ya da nesnelere, nispet ya da kıyas yoluyla tanımlanan şeyin niteliklerini belli bir sınırlandırma içine sokmak demektir; oysa Allah, “insanların tasavvur yoluyla varacakları her türlü tanımlamanın ötesindedir”. (bkz. 6:100’ün son cümlesi ve ilgili 88. not)

20 Eylül 2007 Perşembe

31.LOKMAN

33/Ey insanlar! Rabbinize karşı sorumluluğunuzu unutmayın! Ve, ne hiçbir anne-babanın çocuğuna herhangi bir faydasının erişebileceği, ne de hiçbir çocuğun anne-babasına en ufak bir fayda sağlayamayacağı Gün’den korkun! Unutmayın, Allah’ın yeniden diriltme vaadi gerçektir; öyleyse, bu dünyanın sizi ayartmasına izin vermeyin; ve Allah hakkındaki müfsitçe düşüncelerinizin sahte cazibesine kapılmayın!1

1Mesela, kasıtlı olarak bir günah işlenmesi halinde, Allah’ın affedeceği şeklindeki avutucuğarurma ğarra) yansıtır. Bu, ya Şeytan, ya başka bir insan veya soyut bir kavram, yahut da (57:14 de olduğu gibi) bir “kuruntu” olabilir. düşüncelere.. (Sa’id b. Cubeyr, Taberi, Beğavi, Zemahşeri’den naklen). Taberi’ye göre terimi, kişiyi manevi/ahlaki anlamda “saptıran herhangi bir şeyi” (