4/Biz her elçiyi, mutlaka kendi halkının diliyle vahyedilmiş bir mesajla gönderdik ki, hakkı onlara açık ve dolaysız bir biçimde ulaştırabilsin!1 Artık bundan sonra Allah, sapmayı dileyeni sapıklık içinde bırakır, doğru yolu tutmayı dileyeni de doğru yola yöneltir;2 çünkü, doğru hüküm ve hikmetle edip-eyleyen en yüce iktidar sahibi O’dur.
1Bütün ilahi metinler, insanlar tarafından anlaşılsın diye vahyedildiğine göre, onlardan her birinin, mesajı ulaştırmakla görevli peygamber hangi kavimdense hitap da ilk ağızda onlara olacağı için, o kavmin diliyle indirilmiş olması zorunludur; Kur’an dahi, evrensel bir mesajı ve hedefi olmasına rağmen (karş. 7:158’e dair 126. not) bu bakımdan bir istisna değildir.
2Yahut, “Dilediğini saptırır/sapıklık içinde bırakır; dilediğini de doğru yola yöneltir”. “Allah’ın saptırması” ya da “sapıklık içinde bırakması”na ilişkin tüm Kur’ani atıflar, ancak, 2:26-27 de ortaya konan “Allah, kendisine karşı taahhütlerini bozan “fasıklar”dan başkasını saptırmaz” ilkesiyle birlikte düşünülmeli, bu temel üzerinde değerlendirilmelidir (Bu konuda ayrıca bkz. 2. sure, 19. not); bu, şu demektir: insanın sapıp da “yoldan çıkması”, kelimenin avami anlamıyla “kader”in ya da “alınyazısı”nın keyfi bir sonucu değil, fakat kesinlikle insanın kendi tutum ve eğilimlerinin bir sonucudur (karş. 2. sure, 7. not).
Yukarıdaki ayete ilişkin yorumunda Zemahşeri, insanın elinde tuttuğu bu serbest seçim imkanıihtiyar) üzerinde durarak şunu belirtmektedir: “Allah, tutum ve davranışlarının gidişi itibariyle asla imana ermeyeceğini bildiği insanların dışında kimseyi saptırmaz, sapıklık içinde bırakmaz; ve yine Allah, imana olan eğilimini bildiği insanların dışında kimseyi doğru yola yöneltmez, doğru yola sokmaz”. Bunun içindir ki, yukarıdaki ayette Allah’a izafe edilen ‘saptırma/sapıklık içinde bırakma’ ifadesi, Allah’ın sapmaya eğilim gösteren kişiyi rahmet ve hidayetinden yoksun kılarak kendi haline bırakması (tahliye) anlamına, ‘doğru yola yöneltme’ (hidayet) ifadesi ise, bunu hak eden kişiye başarı (tevfik) ve destek sağlaması anlamına gelmektedir. Bu itibarla, “Allah, yüzüstü bırakılmayı hak edenlerin dışında kimseyi yüzüstü bırakmaz; buna karşılık, yardım ve desteği hak edenlerin dışında kimseye yardım ve destek vermez”. Zemahşeri, 16:93 de benzer bir ifadeyi yorumlarken de şöyle diyor: “Allah, bile-isteye hakkı inkar yolunu seçip, bu inkarcılığında inat göstereceğini bildiği kimseyi yüzüstü bırakır; ve ... imanı seçeceğini bildiği kimseye de bu yolda yardım ve destek bahşeder. Bu durum, sonucun, insanın serbest seçimine (ihtiyar), yani, Allah’ın destek ve yardımını mı, yoksa yüzüstü bırakıp yardımından uzak tutmasını mı hak etmesine bağlı olduğunu göstermekte, insanın liyakatini hesaba katmayan cebri yorumları hükümsüz kılmaktadır”.
1Bütün ilahi metinler, insanlar tarafından anlaşılsın diye vahyedildiğine göre, onlardan her birinin, mesajı ulaştırmakla görevli peygamber hangi kavimdense hitap da ilk ağızda onlara olacağı için, o kavmin diliyle indirilmiş olması zorunludur; Kur’an dahi, evrensel bir mesajı ve hedefi olmasına rağmen (karş. 7:158’e dair 126. not) bu bakımdan bir istisna değildir.
2Yahut, “Dilediğini saptırır/sapıklık içinde bırakır; dilediğini de doğru yola yöneltir”. “Allah’ın saptırması” ya da “sapıklık içinde bırakması”na ilişkin tüm Kur’ani atıflar, ancak, 2:26-27 de ortaya konan “Allah, kendisine karşı taahhütlerini bozan “fasıklar”dan başkasını saptırmaz” ilkesiyle birlikte düşünülmeli, bu temel üzerinde değerlendirilmelidir (Bu konuda ayrıca bkz. 2. sure, 19. not); bu, şu demektir: insanın sapıp da “yoldan çıkması”, kelimenin avami anlamıyla “kader”in ya da “alınyazısı”nın keyfi bir sonucu değil, fakat kesinlikle insanın kendi tutum ve eğilimlerinin bir sonucudur (karş. 2. sure, 7. not).
Yukarıdaki ayete ilişkin yorumunda Zemahşeri, insanın elinde tuttuğu bu serbest seçim imkanıihtiyar) üzerinde durarak şunu belirtmektedir: “Allah, tutum ve davranışlarının gidişi itibariyle asla imana ermeyeceğini bildiği insanların dışında kimseyi saptırmaz, sapıklık içinde bırakmaz; ve yine Allah, imana olan eğilimini bildiği insanların dışında kimseyi doğru yola yöneltmez, doğru yola sokmaz”. Bunun içindir ki, yukarıdaki ayette Allah’a izafe edilen ‘saptırma/sapıklık içinde bırakma’ ifadesi, Allah’ın sapmaya eğilim gösteren kişiyi rahmet ve hidayetinden yoksun kılarak kendi haline bırakması (tahliye) anlamına, ‘doğru yola yöneltme’ (hidayet) ifadesi ise, bunu hak eden kişiye başarı (tevfik) ve destek sağlaması anlamına gelmektedir. Bu itibarla, “Allah, yüzüstü bırakılmayı hak edenlerin dışında kimseyi yüzüstü bırakmaz; buna karşılık, yardım ve desteği hak edenlerin dışında kimseye yardım ve destek vermez”. Zemahşeri, 16:93 de benzer bir ifadeyi yorumlarken de şöyle diyor: “Allah, bile-isteye hakkı inkar yolunu seçip, bu inkarcılığında inat göstereceğini bildiği kimseyi yüzüstü bırakır; ve ... imanı seçeceğini bildiği kimseye de bu yolda yardım ve destek bahşeder. Bu durum, sonucun, insanın serbest seçimine (ihtiyar), yani, Allah’ın destek ve yardımını mı, yoksa yüzüstü bırakıp yardımından uzak tutmasını mı hak etmesine bağlı olduğunu göstermekte, insanın liyakatini hesaba katmayan cebri yorumları hükümsüz kılmaktadır”.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder