2 Nisan 2007 Pazartesi

1. FATİHA


1/ RAHMAN, RAHİM ALLAH ADINA1

2/ HER TÜRLÜ ÖVGÜ yalnızca Allah’a özgüdür, bütün alemlerin2 Rabbi,
3/ Rahman, Rahim,
4/ Hesap Günü’nün Hakimi.
5/ Yalnız Sana kulluk eder; ve yalnız Senden yardım dileriz.
6/ Bizi, dosdoğru yola ilet,
7/ nimet bahşettiklerinin3 yoluna; gazabına uğrayanların ve sapkınlarınkine değil!4



1.Otoritelerin çoğunluğuna göre, (9. sure Tevbe hariç, bütün surelerin başında yer alan) bu ifade, Fatiha’nın ayrılmaz bir parçasını oluşturur; bu nedenle 1. ayet olarak numaralandırılmıştır. Bütün diğer örneklerde ise besmele, surelerin başında yer alır ve fakat ayet sayılmaz.
Rahman ve Rahim ilahi sıfatlarının her ikisi de “bağışlama”, “merhamet”, “şefkat” anlamına gelen ve fakat, daha da kapsayıcı bir mana ifade eden rahmet isminden (bu ismin masdarından) türetilmişlerdir. İlk zamanlardan bu yana İslam alimleri bu iki terimi birbirinden ayıran anlam nüanslarını tanımlamaya çalışmışlardır. Bu açıklamaların en ikna edici ve sade olanı, İbni Kayyım’a aittir (Menar I, 48’den naklen).
(Ona göre,) Rahman terimi, Allah’ın Varlığı kavramında içkin (mündemiç) bulunan ve ondan koparılması mümkün olmayan rahmet saçıcılığı vasfını kapsarken, Rahim, bu rahmetin O’nun mahlukatı üzerindeki tezahürünü ve onlar üzerindeki etkisini, başka bir deyişle, O’nun aktivite (faaliyet) tarafını ifade eder.
2.Bu ayetteki “alemin” terimi, hem maddi hem de manevi anlamdaki bütün varlık kategorilerini gösterir.
Arapça rabb kelimesi, başka bir dilde tek bir terim ile kolayca ifade edilemeyecek kadar geniş ve girift bir anlamlar demetini kapsar. Bu ifade, bir şeyin sahipliği ve bunun gereği olarak o şey üzerinde otorite iddiasında bulunma ve bir şeyi başından sonuna kadar kurma/oluşturma, sürdürme ve besleme kavramlarını içerir.
Bu çerçevede bir aile reisi rabbu’d-dar (“evin efendisi”) olarak adlandırılır; çünkü, ailesi üzerinde bir otoriteye sahiptir ve onun idamesinden sorumludur. Aynı şekilde karısı da rabbedu’d-dar (“evin hanımı”) olarak çağrılır. Belirtme takısı (harf-i tarif) olan el ile başladığında rabb, Kur’anda, özellikle bütün kainatın yegane besleyicisi ve idame ettiricisi –hem objektif, hem de kavramsal olarak- ve dolayısıyla, her türlü otoritenin nihai kaynağı olan Allah için kullanılır.
3.Yani, kendilerine peygamberi bir rehberlik bahşetmek ve ondan yararlanmalarını sağlamak suretiyle..
4.Hemen hemen bütün müfessirlere göre Allah’ın “gazab”ı (lafzi karşılığı “öfke”), insanın, Allah’ın rehberliğini bilerek reddetmek ve emirlerine aykırı davranmak suretiyle başına açtığı belalar ve felaketler ile eşanlamlıdır. Bazı müfessirler (mesela Zemahşeri) “nimet bahşettiklerinin yoluna” pasajını şöyle anlamışlardır: “Senin gazabına uğramamış ve sapıklığa düşmemiş olanların yoluna”; diğer bazı müfessirler de (mesela Beğavi ve İbni Kesir) bu yorumu –ki olumsuz tanımlamalar ihtiva etmektedir- uygun görmezler ve surenin son ayetini, benim yukarıda çevirdiğim şekilde anlarlar.
Doğru yoldan sapan iki toplum ve insan kategorisi konusunda ise, bazı büyük İslam düşünürleri (mesela Gazali, yahut, sonraki dönemlerde Muhammed Abduh), şu görüşü benimsemişlerdir:
Allah’ın “gazabına uğrayanlar” olarak tanımlanan insanlar –ki, kendilerini O’nun rahmetinden yoksun bırakanlar demektir-, Allah’ın mesajından tam haberdar olan, onu anlayan, ama kabul etmeyenlerdir. “Sapkınlar” ise, ya hakikatin hiç ulaşmadığı, ya da onu hakikat olarak kabul etmelerini güçleştirecek kadar değişmiş ve bozulmuş olarak ulaştığı insanlardır. (Bkz. Abduh, Menar I, 68 vd).

Hiç yorum yok: