7/ İlahi kelamın özü olan açık ve kesin hükümlü mesajlar ile müteşabihleri kapsayan bu ilahi kelamı sana bahşeden O’dur1. Kalpleri hakikatten sapmaya meyilli olanlar, sırf kafaları karıştıracak şeyler bulmak2 için ve ona keyfi anlamlar yüklemek amacıyla, ilahi kelamın müteşabih olarak ifade edilen kısmına3 uyarlar; oysa Allah’tan başka kimse, onların kesin anlamını bilemez4. Bu yüzden, bilgide derinleşenler şöyle derler; “Biz ona inanırız, bu ilahi kelamın tümü Rabbimizdendir.” Derin kavrayış sahipleri dışında kimse bundan ders almasa da..
1Yukarıdaki pasaj, Kur’anın anlaşılmasında bir anahtar olarak görülebilir.
Taberi, ayatun muhkematun (“açık ve kesin hükümlü mesajlar”) ifadesini, fukahanın ve dilbilimcilerin nass olarak tarif ettikleri şey, yani, ifade tarzları itibariyle “açık ve açıklayıcı” (zahir) olan emir ve beyanlar (karş. Lisanu’l-Arab, nass maddesi) ile özdeş görür. Sonuçta Taberi, yalnızca, Kur’anın birden fazla yorumu kabul etmeyen emir ve beyanlarını muhkem sayar (ki bu, tabiatıyla, belli bir muhkem ayetin anlam ve sonuçları konusundaki görüş farklılıklarını dışlamaz). Ancak, bana göre, yukarıdaki tanıma uymayan herhangi bir Kur’an pasajını müteşabih (allegorical) olarak görmek, çok dogmatik bir düşünce tarzı olur. Çünkü, Kur’anda, birden çok yoruma müsait olduğu halde müteşabih olmayan birçok ifade/beyan vardır –tıpkı, müteşabih ifade tarzlarına rağmen, araştırıcı akla tek bir anlam ilham eden, pek çok ibare ve pasaj bulunduğu gibi. Bu sebeple, müteşabih ayetler, mecazi olarak ifade edilen ve doğrudan birçok kelime ile anlatılma yerine, istiare yoluyla işaret edilen anlamı yansıtan Kur’an pasajları olarak tanımlanabilir. Muhkem ayetler, “ilahi kelamın özü” (ummu’l-kitab) olarak tanımlanmıştır. Çünkü bunlar, mesajın temelini teşkil eden ana ilkeleri ve özellikle de ahlaki ve sosyal öğretileri kapsar. İşte müteşabih ayetler, ancak bu açık şekilde ifade edilen ilkeler ışığında doğru olarak yorumlanabilirler. (Daha fazla detay için bkz. Ek I.)
2Burada işaret edilen karışıklık, müteşabih bölümleri “keyfi şekilde yorumlama”nın bir sonucudur (Zemahşeri).
3Lâfzen, “ona”.
4İlk müfessirlerin çoğuna göre, bu, ğayb kategorisine, yani, insan kavrayışının ve tahayyülünün ötesindeki gerçeklik alanına giren ve bu yüzden müteşabih terimler dışındaki bir yolla insana anlatılamayan metafizik konulara –mesela, Allah’ın sıfatları, zaman ve sonsuzluğun kesin anlamı, ölünün yeniden dirilmesi, Hesap Günü, cennet ve cehennem, melek olarak tanımlanan varlıkların veya güçlerin mahiyeti vb.- değinen müteşabih pasajların yorumuna işaret etmektedir. Ancak, klasik müfessirlerin bu görüşünün, metafizik konularla ilgili olmadıkları halde, maksadı ve ifade tarzı tamamen müteşabih olan birçok Kur’an pasajını dikkate almadığı görülür. Bana göre, bu şekildeki müteşabihatın mahiyetine ve fonksiyonuna gerekli dikkat gösterilmeden yukarıdaki pasajın doğru anlaşılması mümkün olmaz.
Gerçek bir müteşabih, doğrudan ve açık terimlerle aynı kolaylıkla anlatılabilecek olan bir şeyin, bambaşka renkli ifadelerle tasvirinden farklı olarak, karmaşıklığından dolayı doğrudan ve açık terimler yahut önermelerle yeterli biçimde ifade edilemeyen ve bu karmaşıklık sebebiyle, detaylı bir “ifadeler” demeti olarak değil de genel bir zihinsel imaj olarak ancak sezgi yoluyla kavranabilen şeyleri, mecazi bir şekilde ifade etmeyi kapsar: ve sanıyorum, “Allah’tan başka kimse, onun kesin anlamını bilmez” ibaresinin anlamı budur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder